Solo Jazz bir tarihte, bir kişi tarafından “icat edilmiş” bir dans değildir. Yüzyılı aşkın bir süre boyunca Afrikalı Amerikalı toplulukların sosyal danslarında, vodvil sahnelerinde ve balo salonlarında biriken hareketlerin ortak adıdır. Bu sayfada o birikimin izini sürüyoruz.
1600’ler – 1800’ler
Kökler: Batı Afrika’dan Amerika’ya
Transatlantik köle ticaretiyle Amerika kıtasına zorla getirilen Afrikalılar, dansın ritimden, topluluktan ve doğaçlamadan ayrılmadığı kültürlerini yanlarında taşıdı. Dizlerin esnek olduğu, yere yakın bir duruş; bedenin farklı bölümlerinin farklı ritimlere yanıt vermesi; halka içinde sırayla ortaya çıkma ve çağrı-yanıt ilişkisi… Bugün Solo Jazz’ı tanımlayan özelliklerin çoğu bu mirasa dayanır.
Birçok yerde davul çalmanın yasaklanması, ritmin doğrudan bedene taşınmasına yol açtı. El çırpma, dizlere, göğse ve bacaklara vurmayla yapılan Juba (Pattin’ Juba) bunun en bilinen örneğidir. New Orleans’taki Congo Square’de 19. yüzyılda pazar günleri müzik ve dans için yapılan buluşmalar, caz müziğinin kökleri arasında sayılır.
Plantasyonlarda beyaz toprak sahiplerinin kibar balo danslarını abartarak taklit eden Cakewalk, 19. yüzyılın sonunda sahneye taşındı ve 1890’larda ülke çapında bir furyaya dönüştü. Bir parodi olarak doğan bu dans, Afrikalı Amerikalı dans estetiğinin geniş kitlelere ulaştığı ilk örneklerden biri oldu.
1890’lar – 1910’lar
Ragtime, vodvil ve “hayvan dansları”
Ragtime müziğinin yükselişiyle birlikte Turkey Trot, Bunny Hug ve Grizzly Bear gibi adını hayvanlardan alan danslar salonları sardı. Bu dönemde Eagle Rock ve Mess Around gibi bugün hâlâ solo jazz sözlüğünde yer alan adımlar sosyal danslarda yaygınlaştı.
Afrikalı Amerikalı sanatçıların turne yaptığı vodvil devreleri, özellikle TOBA (Theatre Owners Booking Association), adımların şehirden şehre taşınmasını sağladı. Irkçı karikatürlere dayanan minstrel gösterilerinin gölgesinde bile siyah dansçılar sahnede kendi ustalıklarını ortaya koydu ve profesyonel bir dans geleneği oluşturdu.
1920’ler
Caz Çağı ve Charleston
Büyük Göç ile milyonlarca Afrikalı Amerikalı Güney eyaletlerinden kuzeyin sanayi şehirlerine taşındı. Harlem, Chicago ve Detroit yeni kültür merkezleri oldu. Edebiyattan müziğe uzanan Harlem Rönesansı, dansı da bu kültürel patlamanın merkezine yerleştirdi.
Adını Güney Carolina’daki Charleston şehrinden alan Charleston, bestecisi James P. Johnson olan “The Charleston” şarkısının 1923’te Broadway’de sahnelenen, tamamen siyahi kadrolu “Runnin’ Wild” müzikalinde kullanılmasıyla bütün dünyaya yayıldı. Onu 1926’da Black Bottom furyası izledi.
Josephine Baker 1925’te Paris’te “La Revue Nègre” ile sahneye çıktı ve Charleston’ı Avrupa’ya taşıyan en tanınmış isim oldu. Aynı yıllarda caz orkestraları ve bu yeni danslar İstanbul’un eğlence hayatına da girmeye başlamıştı.
1926 – 1940’lar
Savoy Balo Salonu: “Home of Happy Feet”
Savoy Ballroom 12 Mart 1926’da Harlem’de, Lenox Avenue üzerinde 140. ve 141. sokaklar arasında açıldı. Bir blok boyunca uzanan salon, ırk ayrımı gözetmeyen politikası ve iki sahnede karşılıklı çalan orkestralarıyla dansçıların merkezi oldu. Salonun en iyi dansçılarına ait köşesi “Cat’s Corner” olarak anılıyordu.
Anlatıya göre 1928’deki bir dans maratonunda dansçı George “Shorty” Snowden’a yaptığı dansın adı soruldu; Snowden, Charles Lindbergh’in 1927’deki Atlantik uçuşuna gönderme yaparak “Lindy Hop” dedi. Bugün solo jazz’ın en sevilen adımlarından Shorty George onun adını taşır.
Savoy’un ev orkestrası Chick Webb’inkiydi; Ella Fitzgerald kariyerinin ilk yıllarını bu orkestrayla geçirdi. Herbert “Whitey” White’ın kurduğu profesyonel topluluk Whitey’s Lindy Hoppers; Frankie Manning, Norma Miller, Al Minns ve Leon James gibi dansçılarla “A Day at the Races” (1937), “Keep Punching” (1939) ve “Hellzapoppin’” (1941) gibi filmlerde boy gösterdi.
1930’lar
Jazz steps: pistten sahneye, sahneden piste
Swing çağında solo adımlar her yerdeydi. Eşli dansta partnerlerin ayrıldığı anlarda, dans yarışmalarında ve kulüp gösterilerinde dansçılar tek başına “jazz steps” yapıyordu. Cotton Club gibi mekânlarda sahnelenip bütün ülkeye yayılan Truckin’, Suzie Q ve Peckin’ gibi danslar birer moda hâline geldi.
Güney Carolina’nın Columbia şehrindeki Big Apple kulübünde Afrikalı Amerikalı gençlerin halka hâlinde yaptığı, bir “çağırıcının” adım adlarını söylediği Big Apple, 1937’de ülke çapında bir furyaya dönüştü. 1920’lerin sonunda Leonard Reed ve Willie Bryant’ın tap rutini olarak oluşturduğu Shim Sham ise Harlem kulüplerinde gece sonlarında herkesin katıldığı bir kapanış dansı oldu.
1940’lar – 1970’ler
Işıklar kararıyor
İkinci Dünya Savaşı yıllarında dansçıların ve müzisyenlerin askere alınması, büyük orkestraların dağılması ve dans edilen mekânlara getirilen ağır federal eğlence vergisi (“cabaret tax”) büyük balo salonlarını zorladı. Bebop, dinlemeye yönelik bir caz anlayışı getirdi; yeni kuşak rhythm & blues ve rock’n’roll ile dans etmeye başladı. Savoy Balo Salonu 1958’de kapandı ve yıkıldı.
Yine de adımlar kaybolmadı. Al Minns ve Leon James, caz tarihçisi Marshall Stearns’ün konferans-gösterilerinde bu dansları sahnede sergilemeyi sürdürdü. Marshall ve Jean Stearns’ün 1968’de yayımlanan Jazz Dance: The Story of American Vernacular Dance kitabı bugün hâlâ alanın temel kaynağıdır. Belgeselci Mura Dehn’in onlarca yıl boyunca çektiği The Spirit Moves da Savoy dansçılarının hareketlerini kayda geçirdi.
1980’ler – 1990’lar
Yeniden doğuş
1980’lerde İsveç’te Rhythm Hot Shots (bugünkü Harlem Hot Shots) ile ABD’de Kaliforniya ve New York’taki dansçılar, eski film kayıtlarını kare kare inceleyerek bu dansları yeniden öğrenmeye başladı. İsveç’te 1980’lerin başında küçük bir yaz kampı olarak başlayan Herräng Dance Camp, zamanla dünyanın en büyük swing buluşmasına dönüştü.
Uzun yıllar posta memuru olarak çalışan Frankie Manning 1986’da yeniden dans dünyasına davet edildi ve 2009’daki ölümüne dek dünyanın her yerinde ders verdi. Manning 1989’da Broadway müzikali Black and Blue’nun koreografisiyle, Cholly Atkins, Henry LeTang ve Fayard Nicholas’la birlikte Tony Ödülü kazandı. Bugün sosyal danslarda yapılan Shim Sham versiyonu ve ortasındaki “freeze” gelenekleri onun öğrettiği hâliyle yaşıyor.
1990’larda Londra’da Ryan Francois’nın oluşturduğu Jitterbug Stroll dünyanın her yerinde dans edilen yeni bir sosyal koreografi oldu. 1998’de yayımlanan bir hazır giyim reklamı ve neo-swing müzik dalgası ise swing dansını yeniden popüler kültürün gündemine taşıdı.
2000’ler – bugün
“Solo Jazz” kendi sahnesini kuruyor
2000’lerde festivaller solo adımlara ayrı dersler ve yarışmalar ayırmaya başladı. ABD’de “Authentic Jazz”, Avrupa’da “Solo Jazz” adı yaygınlaştı. 2006’da ABD’nin Rochester şehrinde başlayan Stompology, tamamen otantik caz dansına, Charleston’a ve solo harekete adanmış ilk hafta sonu etkinliği olarak bilinir.
Bir saksofoncu, şarkıcı ve dansçı olan Dawn Hampton (1928–2016), festivallerde verdiği derslerle solo dansın müzikalite, zarafet ve kişilikle nasıl derinleşebileceğini yeni kuşaklara gösterdi. İnternet, arşiv film kayıtlarını ve yarışma videolarını herkesin erişimine açtı. 2020’deki salgın döneminde dans salonları kapanınca partner gerektirmeyen Solo Jazz, çevrim içi derslerle dünya çapında büyük bir ilgi gördü.
Bugün ILHC Europe, Camp Hollywood’daki National Jitterbug Championships ve Savoy Cup gibi etkinliklerde Solo Jazz dersleri ve yarışmaları programın ayrılmaz bir parçası. Topluluk, dansın Afrikalı Amerikalı köklerini görünür kılmaya ve yaratıcılarını anmaya özen gösteriyor: Frankie Manning’in doğum günü 26 Mayıs, her yıl dünya genelinde dansla kutlanıyor. “Swing’in Kraliçesi” Norma Miller 2019’da 99 yaşında hayatını kaybetti.
Türkiye’de solo jazz
Beyoğlu balolarından bugünün festivallerine
Caz, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul’un eğlence hayatına girmişti. Beyoğlu’nun balo salonlarında, otellerinde ve gazinolarında caz orkestraları çalıyor; charleston ve fokstrot gibi danslar 1920’lerin sonu ile 1930’larda şehrin gece hayatının parçası oluyordu.
Bugünkü swing sahnesi ise 2000’lerin sonunda şekillenmeye başladı. 2008’de kurulan Swing İstanbul’un ardından İstanbul, Ankara ve İzmir’de Lindy Hop ve Solo Jazz dersleri veren okullar ve topluluklar çoğaldı. Bugün Jumpin’ at Istanbul ve Bosphorus Swing Festival gibi uluslararası festivallerde Solo Jazz için ayrı pass’ler, performans parkurları ve dersler bulunuyor.
Kısa kronoloji
| Yıl | Olay |
|---|---|
| 1890’lar | Cakewalk ülke çapında bir dans furyasına dönüşür. |
| 1923 | “The Charleston” şarkısı Broadway’de “Runnin’ Wild” müzikaliyle sahnelenir. |
| 1925 | Josephine Baker Paris’te “La Revue Nègre” ile sahneye çıkar. |
| 1926 | Savoy Balo Salonu Harlem’de açılır; Black Bottom furyası başlar. |
| 1928 | Anlatıya göre “Lindy Hop” adı Shorty George Snowden’ın ağzından çıkar. |
| 1937 | Big Apple ülke çapında yayılır; Whitey’s Lindy Hoppers “A Day at the Races” filminde. |
| 1958 | Savoy Balo Salonu kapanır. |
| 1968 | Marshall ve Jean Stearns’ün Jazz Dance kitabı yayımlanır. |
| 1986 | Frankie Manning yeniden ders vermeye başlar. |
| 1989 | Manning, Black and Blue ile Tony Ödülü kazanır. |
| 2006 | Solo caz dansına adanmış Stompology başlar. |
| 2008 | Swing İstanbul kurulur. |
| 2009 | Frankie Manning hayatını kaybeder; doğum günü 26 Mayıs her yıl kutlanır. |
| 2020 | Salgın döneminde çevrim içi Solo Jazz dersleri dünya çapında yaygınlaşır. |
İleri okuma ve izleme
- Marshall & Jean Stearns — Jazz Dance: The Story of American Vernacular Dance (1968)
- Frankie Manning & Cynthia R. Millman — Frankie Manning: Ambassador of Lindy Hop (2007)
- Norma Miller & Evette Jensen — Swingin’ at the Savoy: The Memoir of a Jazz Dancer (1996)
- Mura Dehn — The Spirit Moves (belgesel)
- Filmler: A Day at the Races (1937), Keep Punching (1939), Hellzapoppin’ (1941)
